
Ben Samet YÜKSEL,
ASRIN Ev Teknolojileri markasının kurucu üyesiyim. 17 Temmuz 1996 Yılında dünyaya geldim. Teknoloji serüvenim elektrikli ev aletlerinin merak uğruna parçalarını gizlice ve acele ile sökerek iç elektronik yapılarını incelemek üzerine 2002 yılında başladı. Yıllar boyu devam eden merak konusu olmuş bu inceleme çalışmaları kişisel kullanım için hayal gücümü zorlayarak ve o günlerin imkanları dahilinde küçük basit elektronik devre üzerinde bir minik ampul ile gece lambası yaparak somut hale dönüştü. İlk okul 3. Sınıfa kadar okuduğum Ziya Gökalp İlköğretim Okulu sıraları üzerinde elektronik merakımı sınıf öğretmenimin kişisel güven kırıcı baskısı ile geçici olarak askıya almış olsam da, 2006 Yılında Fidem Özel İlköğretim Okulunda 4. Sınıfa başladığım zamanda elektronik ürünlere olan merakımı kendi çabamla yeniden kazandım, sanırım merakımın ve güvenimin geri yerine gelmesindeki en büyük pay o dönemki evimizin yan dükkanının elektrik ve elektronik satıcısı olmasıydı, okula gidip geldikçe dakikalar boyu vitrindeki elektronik ürünleri seyreder ‘Hangi ürün nasıl çalışıyor acaba’ diye düşünür hayal ederek iç elektronik yapısını gözlerimin önüne getirirdim. Aylar boyu vitrin izledikten sonra cep harçlıklarımı biriktirerek soluğu elektrik elektronik dükkanında almaya başladım. O günlerde boyumun zar zor yetiştiği dükkanın ortasında boylu boyunca uzanan tezgahın üzerine cebimdeki tüm paramı koyarak ne alabiliyorsam alır hemen eve döner satın aldığım el feneri, radyolu ışıldak, akü, elektrik motoru gibi ürünlerin içini sökerek yapıları hakkında bilgi edinirdim. Satın aldığım cihazları o gün sonunda kullanılamaz hale getirirdim fakat her zaman ‘kazandığım kaybettiğimden daha çok’ cümlesini kurarak bir sonraki merak ettiğim elektronik cihaz için yeniden para biriktirirdim. Bir süre sonra elektrik elektronik dükkanının sahibi ile iyice kaynaştık ve artık dışarıda olduğum zamanın çoğunu dükkanın içinde tamir tezgahı yanında sadece dükkan sahibini izleyerek geçirmeye başladım. 2007 Yılında yeniden aydınlatma ürünleri üzerine çalışmalara başladım. O yıllarda Erzincan genelinde senede bir ya da birden fazla kere elektrik kesintisi yaşanıyordu, bir akşam elektrik kesintisi sırasında akülü ışıldak önüne ellerimi kanat gibi çırparak duvara kuş gölgesi yansıtırken aklıma bir fikir geldi. O an evimizdeki bütün odalar karanlıktı ama zihnimin içi aydınlıktan göz kamaştırıyordu adeta. Elektrik kesintisi sırasında bütün eve enerji sağlayacak bir proje üretmem gerektiğini hissettim çocuk aklımın içinde. Ertesi gün hemen bataryalı küçük bir fener satın aldım ve eve getirdim, içini sökerek devreleri inceledim ve haftalar sonra prizden şarj olan elektrikler kesildiğinde kullanılabilecek bir projeyi bitirdim. Sıra ilk denemeye geldiğinde bir hafta içi akşamıydı, ilk deneme için odamdaki prize fişi taktığım anda büyük bir ses ve alev eşliğinde evin bütün odaları karanlığa gömüldü. O an şalteri attırdığımı fark etmem uzun sürmemişti. Evdeki aile üyelerim elektrik kesildi diye düşünürken ben şalteri gizlice gidip yeniden kaldırmanın planlarını yapıyordum, perdeyi aralayıp dışarıya bakmalarının hemen ardından gözler benim üzerime çevrildi. O akşam itibariyle aklımdaki projelerimi kısmen gizli sürdürmek zorunda kaldım. Ama aklımdaki o projeyi gecikmeli de olsa bitirdim. Kendi odamın çeşitli yerlerine yerleştirdiğim devre ampullerini kablo tesisatıyla 6 volt gerilimdeki paralel bağlı 2 adet aküden besleyerek gerektiğinde yalnızca kendi odamı olsa bile 9 saate yakın süre aydınlık kalmasını sağlamıştım. Bu projem sonucunda merakım hobiye dönüşmüştü, ‘hayır doymadım daha faklı şeyler yapmalıyım’ dediğimi hâlâ net hatırlıyorum. Bir sonraki büyük projem uzaktan kumandalı arabayı bir gemi gibi su üzerinde yüzdürmekti. Her zaman olduğu gibi önce kafamda tasarladım, bir kumandalı arabayı bu projem için feda ettim. Kumandalı arabanın iç elektroniğini sökerek işe başladım, kumandalı arabanın şasesinin üzerine köşeleri kavisli olan süpermarketlerde satılan piliçlerin köpüğünü sabitledim. Köpüğün üzerine kumandalı arabanın iç elektroniğini yerleştirerek işe devam ettim, o dönemin kumandalı arabalarının çalışma süresi pillerin enerjisinin çabuk tükenmesi yüzünden oldukça sınırlı idi. Bu yüzden pil ile kullanılması amaçlanan oyuncağımı yeniden şarj edilebilir bataryalı hale getirdim fakat yine de çalışma süresi dakikalar ile sınırlıydı. Bu sebepten dolayı uzun uğraşlarım sonucunda güneş panelleri kullanarak kullanım süresini olabildiğince uzattım, tekerleklere bağlı tahrik motoru haricinde bir de su üzerindeyken havayı iterek hareket etmesini sağlamak için üzerine pervaneli bir elektrik motoru daha ekledim. Ve evet olmuştu, artık kendi yaptığım bir çeşit hoverboardum vardı. Ciddi ciddi uzun süre kendi yaptığım oyuncak ile oynadım ben. Hatırımda kalmayan ama küçüklü büyüklü sayısız projem oldu. Büyük bir koli içerisinde sadece ürettiğim veya üzerinde çalıştığım sayısı oldukça fazla elektronik ürünler vardı. En son hatırımda kalan elektronik projem kalem üzerine sardığım bobin telinin yanından mıknatıs geçirerek gerilim üretmek ve bu enerjiyi depolamak olmuştu. Bu uğraşlarımın benden götürdüğü en büyük şey sosyal yaşamım oldu. Çünkü hep elektronik üzerine çalışmalar yapardım. Lise yıllarıma geldiğimde sene 2011 olmuştu bile. Liseye Özel Erzincan Hacı Ali Akın lisesinde başladım, lisenin ilk yılınımın sınıf tekrarı olması neticesinde Erzincan Teknik Ve Mesleki Anadolu Lisesinde yeniden lisenin ilk yılını tekrarladım. İkinci yılını babamın tavsiyesi üzerine Otomotiv Elektromekanik Bölümünü tercih ederek devam ettim, yıllardan beri gelen elektronik bilgi ve becerimi otomobil elektroniği ile birleştirmeye karar verdim. Lise sınıfımdaki sıramda otururken öğretmenim tarafından sınıf geneline söylenen bir söz hatırlıyorum, ‘Şu anda her biriniz gençliğinizin en coşkulu zamanındasınız, size öğretmeniniz olarak değil bir büyüğünüz olarak söylüyorum ki bir insan 30 yaşına gelene kadar bir meslekte ustalaşma sürecini tamamlamalıdır. 30 yaşına kadar vaktinizi iyi değerlendirin. İster bu meslekte, isterseniz farklı bir meslekte ustalaşın. Eğer bugün benim bu sözlerime kulak asmazsanız 30 yaşınıza geldiğinizde geçmişe bakarak yitip giden bir ömrün anıları ile yüzleşeceksiniz.’ Sanırım hayatım boyunca aklıma kazınan en anlamlı cümle buydu. Lise son sınıfta reşit oldum, babam bana o zaman ilk otomobilimi aldı. Ben elektronik bilgimi ve becerimi o otomobil üzerinde pekiştirmeye kararlıydım. Yazılım dünyasına ilk adımımı böylelikle atmış oldum, bu duyguyu tarif etmem gerekirse tek adımda bambaşka bir evrene ışınlanmış gibi hissetmiştim o gün. Yazılım dünyası bambaşka bir şeydi çünkü, lehim yapmadan kablo tesisatı ile uğraşmadan yalnızca arabaya bilgisayar bağlayarak kodları değiştirmem gerekiyordu. Bu durum beni hem heyecanlandırmıştı hem de korkutmuştu o gün. Yazılımı değiştirerek otomobile çeşitli komutlar gönderiyordum. Heyecanım korkumdan daha ağır basmaya başladı, derken yazılım hataları sonucunda arabanın elektronik beynini bozdum o gün. Çok şanslıydım ki arkadaşımın otomobil yazılımı konusundaki bilgisi ciddi derecede fazlaydı, aynı model başka bir otomobilden yazılım kopyalayarak benim otomobilime yükledik ve problemi çözdük. İlerleyen zamanlarda yine küçük adımlarla bilgisayardan kodlama yapmaya devam ettim, farklı komutlara farklı tepkiler vermeye başladı otomobil. Mesela otomobil, park halindeyken yağmur yağdığında bütün açık olan camları kapatıyordu, kontağı açtığımda göstergeler selamlama yapıyordu veya selektör yapıldığında sis lamlaları da yanıp sönüyordu. Bütün bunların bir sektör haline gelmesi uzun sürmedi, sektörün adına gizli özellik aktivasyonu dediler. Ben bu sektörden uzak durmayı tercih ettim. Lise yıllarımı tamamladıktan sonra sıra üniversite okumaya gelmişti, 2014 yılında meslek lisesinden sınavsız üniversiteye giriş imkanımız vardı. Babamın sınavsız üniversiteye git sonrasında mesleği öğren dükkan aç teklifini reddederek sivil havacılık okumaya karar verdim. Bazen bu teklifi değerlendirmediğim için pişmanlık duyduğum oluyor. Kararımın sonucu 1 sene bekleyerek sınava hazırlandım ve 2016 Yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği bölümünü kazandım. Üniversite yıllarımda derslerimin ağırlığı yüzünden elektroniğe pek vakit ayıramadım ve 2019 yılında annemin teşvikleri ile Toronto’ya İngilizce eğitimi için gittim, İngilizce konusunda ciddi başarı elde ettikten sonra ülkemize geri döndüm. İstediğim pilot olmaktı, pandeminin yayılması ile uçuş okulları kapandı birer birer, ardından eve kapanış… Dünya yeniden normale döndüğünde tekrar şansımı denemek için farklı akademilere mail yolu ile ulaştım fakat kabul edilmedim. 10 Temmuz 2021 Yılında eşim olan Esila YÜKSEL ile dünya evine girdim. İlk aylar hayatım çok güzeldi fakat sonradan bu böyle gitmedi. Ben hayatım boyunca her zaman bana yakışanı yaptığıma inanıyorum, babamın parası üzerinde bir yaşam sürmeyi kendime yakıştıramadım. Ben en iyi bildiğim şeyi ve yapmaktan en keyif aldığım şeyi meslek edinmeliyim dedim kendi kendime. O günden beri kendimi bu konuda geliştiriyorum. Saygılarımla.
